|
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler |
|
||||
|
Genel bir tavır bu. Biten ilişkilerin ardından acıyla baş etmenin en kolay yolu olarak, unutmaya çalışmak bellenmiş. Artık acı veren güzel anıları zihinden silmeye çalışmak. Sil Baştan (Eternal Sunshine of the Spotless Mind) adlı 2004 yapımı eşsiz filmi ilk olarak geçtiğimiz yaz başında DVD’den izledim (filmin ABD’de vizyona girmesinin üzerinden 2 yıl geçti). O dönem benim yapmaya çalıştığım şey de buydu: Biten bir ilişkinin ardından unutmaya çalışmak. Sevdiğini unut, bittiğini unut, ağlamayı bırak… İşe yaramadı.
O dönemde beni unutmaya çalışarak kendimi daha fazla yıpratmaktan alıkoyan bu filmdi. Bir filmdi. Acı tatlı anılarıyla ve artık gözyaşlarıyla tüm yaşananlara değerdi. Herkes bu filmde kendi aşkını, kendi ayrılığını, kendi ikinci şansını bulur mu, bilmiyorum. Ben buldum. Hatta biz o ikinci şansı da bulduk ve paylaştık, paylaşıyoruz. Farklılıklarımızla, kusurlarımızla. ![]() Charlie Kaufman başka dahiyane senaryolar da yazdı. Peki neden Oscar’ı bununla kazandı? Çünkü tüm o fantastik yapı ve zeka gösterisi ilk bu filmde saf insani bir temele oturdu. Bütün karmaşıklığı, bütün trükleri, bütün marjinalliğinin ötesinde, Sil Baştan herkesi yüreğinden yakalayacak, ilişkiler üzerine görülmemiş dürüstlükte ve incelikte bir film. Clementine ile Joel bir kumsalda tanışırlar; Montauk’ta. Birbirlerinden çok farklıdırlar. Joel, içine kapalı ve mantıklı; Clementine, dışa dönük ve içgüdüleriyle hareket eden. Birbirlerini sever, birbirlerine sarılırlar. Sonra zamanla sorunlar başlar, en ufak şey batar, tahammülsüzlük artar. Ayrılırlar. Clementine mutsuzdur. Joel’i unutarak mutsuzluğunu bitirebileceğini düşünür. İnsanların hafızalarını temizleyen bir doktora gider. Joel ile ilgili tüm anılarını sildirir. Bundan haberdar olunca Joel öfkelenir. Kendisi de Clementine’ın anılarından kurtulmak ister. Fakat o uykusundayken yürütülen işlemin bir noktasında, kaybetmek istemediği hatıralarla karşılaşır. Vazgeçmek ister. Clementine’ı içinde tutmak ister. Ama uyku halindeyken sesini duyuramaz. Ve Clementine’ı zihninin içinde saklamaya çalışır. Birlikte Joel’in zihninde bir yolculuğa çıkar ve birbirlerini kaybetmemeye çalışırlar. Peki aşk anılardan, bilinçten mi ibarettir? Öyle olsa, Kirsten Dunst tarafından eşsiz bir doğallık ve kırılganlıkla canlandırılan Mary, en baştan aynı adamı sever miydi? Clementine anıları silindikten sonra bile tarif edemediği şekilde acı çekmeye devam eder miydi? Sil Baştan, eşi benzeri olmayan bir film. Birçok kişi gibi benim de hayatımda izlediğim en güzel filmlerden biri. Takipçisi öyle ya da böyle bu filmi zaten izledi belki. Ama hala bu filmi görememiş birileri varsa, geç de olsa vizyona girmiş olması güzel. Kimimiz için de perdede izleme fırsatı olacağı için. Ne desem ki başka… Kate Winslet son derece değişken ve karmaşık bir rolü sanki hiçbir çaba göstermiyormuşçasına doğallıkla oynuyor; Jim Carrey, daha önceki dramatik denemelerinde sanki hep eksik kalan bir notayı yakalıyor ve göz yaşartıcı, sakin bir performans veriyor. Tom Wilkinson, Mark Ruffalo, Elijah Wood, Kirsten Dunst, hatta küçük bir rolde Jane Adams, hepsi yaşayan, nefes alan, gülen, ağlayan, zaafları olan ve kırılan insanları perdeye yansıtıyorlar. ![]() Filmin yaratıcı kurgusu; öyküye hizmet etmekten fazlasını yapmayan görsel efektleri; Jon Brion’ın sade müzikleri; lekesiz bir zihnin sonsuz günışığıyla alakası olmayan, gölgeli ve grenli görüntüleri; ve en önemlisi, klip kökenli yönetmen Michel Gondry’nin önünde saygıyla eğilmekten başka bir şey yapmanın elimizden gelmediği görsel dehası ile vücut bulan Sil Baştan, sinema tarihinin basitçe en iyi filmlerinden biri de değil. Gerçek anlamda romantik tek filmi. Burada gerçek derken kast ettiğim şey, bu filmin tüm sinemasal araçları en yaratıcı şekillerde kullanırken yarattığının bir sinema romantizminden fazlası olması. Size kendi hayatım üzerindeki etkilerini anlattım ya girişte, daha fazla lafa ne gerek var? Kaç film çıkar ki insanın karşısına, gerçekten hayatını etkileyecek? Ali Ercivan
__________________
![]() |