Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde “Kızıl Bayrak” gazetesini satan gençler arasında türbanlı bir kızın da olmasını Türk Marksistler bu kez kendi internet sitesinde tartışmaya başladılar
Marsİstlerİn [Sadece kayitli uyeler linkleri gorebilirler. ] sitesinde Sosyalizm İçin Kızıl Bayrak dergisinin Aralık sayısında yer alan “Dine, gericiliğe ve simgelerine karşı tutumumuz üzerine” konulu makaleden yola çıkılarak tartışma başlatıldı. Makalede “Marks’ın ünlü ’din halkın afyonudur’ sözü, Marks’tan bu yana marksistlerin din konusuna yaklaşımının özeti olagelmiştir” deniyor. Yazıda şu ifadeler yer alıyor: “Dinciler ve din adamları, işçi ve emekçileri, tümüyle kapitalizmin -kesinlikle ilahi bir gücün değil- mahkum ettiği yoksulluk ve sefalete, sabır ve tevekkülle katlanmaya çağırır, bu tevekkülün ödülü olarak öteki dünyadaki bir cenneti işaret eder. Biz marksistlerse, yaşadıkları cehennemin ilahi hiçbir yönü olmadığını onlara göstermeye çalışır, hayal ettikleri cennete benzer bir dünya kurmalarının mümkün olduğunu gösteririz. Biz işçi ve emekçilere yaşadıklarının kader olmadığını, değiştirmenin mümkün olduğunu ve mutlaka değiştirilmesi gerektiğini gösteriyoruz. Din ise tam tersine onları bunun kader olduğuna, dolayısıyla boyun eğmeleri ve sabretmeleri gerektiğine iknaya, bir başka ifadeyle, onları kapitalizme ve sömürüye karşı mücadeleden alıkoymaya çalışarak burjuvaziye engin bir hizmet sunuyor.”
“Türbana hoşgörüyle bakmıyoruz”
Bilinçli bir işçinin, marksistin dine karşı ve düşman olması için yeterli nedenlerin olduğunun savunulduğu yazı şöyle devam ediyor: “Türban meselesinin, hem laik hem de dinci kesim tarafından sahtekarca, ikiyüzlü ve rezil biçimde kullanıldığını ilan ediyoruz. Bu açık ilana rağmen türbanı kullanma suçlamasına verilecek tek yanıtımız, devletin karışmasına ne kadar karşıysak, türban takılmasına da o kadar karşı olduğumuz, hiç de hoşgörüyle karşılamadığımız, ancak, bir kişinin başından türbanı çekip almanın onu beynindeki türbandan da soyamayacağını bildiğimiz, bu nedenle, işi, bireyin gelişim ve bilinçlenme sürecine bıraktığımızdır.”
Bu tavır kadın işçileri bizden uzaklaştırır
Bu görüşe hemen altında bir başkası şiddetli karşı çıkıyor. Diğer görüşler de bu iki ayrı fikir etrafında toplanıyor.
Rumuz Marksist Leninist
“Bu yazıda iki noktaya itirazım var. Birincisi: Türban takan işçilerin mutlaka sınıfın en geri kesimleri arasında yer alması gerekmiyor. Bunun kıstası dine inanıp inanmama değil, sınıf mücadelesindeki yeri olmalıdır. Örneğin Tuzla Deri’de en militan direnişlerde başörtülü ya da türbanlı kadın işçiler yer almıştır. İkincisi kızılbayrağın ’sorunu’ koyuş tarzını çok kaba ve incelikten yoksun buldum. Türbanlı bir işçiye söyleyecek sözünüz ”Sana zaman tanıyoruz, bilinçlen sonra türbanını çıkartırsın“ mı olmalı? Sonuçta o işçi kendi kimliğinin bir parçası olarak görüyor. Bu yaklaşım türbanlı kadın işçileri komünistlerden uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Yaklaşımımız, dinin bireysel bir sorun olduğu noktasında olmalı. Milyonları örgütleme iddiası bunu gerektirir.”
Türbanlı bir kız Beyoğlu'nda Kızıl Bayrak isimli sosyalist bir dergiyi satıyordu. Fotoğrafları ve haberi basına yansıyınca, aslında son derece renkli ve gördüğünüzde tebessümle bakıp geçeceğiniz bir konu çok derin tartışmalara sebep oldu. Türbanlı bir kız sosyalist bir dergi satabilir miydi? Olayları kafalardaki şablonlara ve sembollere göre değerlendirenler için bu çok garip bir durumdu.
Şablonlara göre baktığınızda bu konuya tepkiyi aslında dindarların vermesi beklenirken öyle olmadı. Bazı sosyalistler ve bir kısım laikler bu durumdan oldukça alındı. 'Şu örtülülere de ne oluyor, böyle bir dergiyi ancak sosyalist olan, başında örtü olmayan birileri satabilirdi'. Haberden bir müddet sonra Kızıl Bayrak dergisinin internet adresi [Sadece kayitli uyeler linkleri gorebilirler. ] konu derinlemesine incelendi ve gerekli sosyalist tavır gösterilmekten geri kalınmadı. İnternet adresindeki "Dine, gericiliğe ve simgelerine karşı tutumumuz üzerine" başlıklı yazıda bakın neler diyor: "Türbanı kullanma suçlamasına verilecek tek yanıtımız, devletin karışmasına ne kadar karşıysak, türban takılmasına da o kadar karşı olduğumuz, hiç de hoşgörüyle karşılamadığımız, ancak, bir kişinin başından türbanı çekip almanın onu beynindeki türbandan da soyamayacağını bildiğimiz, bu nedenle, işi, bireyin gelişim ve bilinçlenme sürecine bıraktığımızdır.''
Bu olaya verilen tepki hakikaten de üzerinde uzun uzun düşünmeyi hak ediyor. Bu küçük gibi görünen; ama bence altında çok derin sosyolojik ve siyasi gerçekleri saklayan tepkiler, Türkiye'deki jakoben ve dayatmacı düşünceyi gün yüzüne çıkartıyor. Marksizm'in bu toplumda niye taban bulmadığının cevabını da içinde barındırıyor. 'Marksizm Türkiye'de din yüzünden taban bulmadı' demiyorum, aksine Marksistlerin küstahlığı yüzünden taban bulmadı. Halkı adam edilmesi gereken sürüler olarak, kişisel gelişimlerini tamamlamamış kitleler olarak gördükleri için taban bulamadı. Bu açıdan bakıldığında CHP'nin milli şef döneminden beri yürüttüğü, 'bu halkı gerektiğinde sopayla da olsa adam etmek gerekir' politikasına ne kadar da benziyor. Bu tavır CHP'nin ve cumhuriyet elitistlerinin tavrıydı. Bu jakoben düşünce hiçbir zaman bu ülkenin insanlarında karşılık bulmadı ve bu yüzdendir ki böyle düşünen kimseler hiçbir zaman seçimle iktidara gelemedi. Aynı zamanda bu toplum, iktidarın sopasını elinde bulunduranların adam ediciliğine de hiçbir zaman teslim olmadı.
Hoşgörüsüzlük bu topraklara sonradan getirilen ithal bir anlayıştı. Başkasının düşüncelerine, varlığına, yaşama biçimine, inandıklarına saygı göstermeyen, onları tehlikeli ve kaygı verici bulan küstah bir anlayıştı. Dünyada yaratılmış herkesi hizaya getirmek isteyen, onu tanımak, anlamak ve kabul etmek yerine mutlaka kendine benzetmeye çaba gösteren düşünceler hiçbir zaman karşılık görmedi. Dine karşı olabilirsiniz, dini afyon olarak da görebilirsiniz, başörtüsü takmayı da doğru bulmayabilirsiniz; ama onu, onları ve bütün bir halkı adam edilecek insanlar olarak görürseniz size kimse dönüp bakmaz. Size hak ettiğiniz dersi her platformda verirler. Bilmez misiniz, bu toplum çok derin ve ârif bir halktır.
Bu haber eklenen habere cevaptır. Deniz ve emre arkadaşımın yorumuna cevap değildir....